Sosyal medyada reklamın “iyisi” ve “kötüsü”
Geçtiğimiz günlerde Friendfeed’de gündeme gelen birkaç konu oldu bu. Bazıları “anti-buzz” olarak yaklaşıyor, bazıları “reklamın iyisi kötüsü olmaz, ismi geçsin yeter” diyor… Her görüşün haklı olduğu noktalar olabilir. Ancak benim görüşüm, konuya sosyal medyanın iyi/kötü ayrımından ziyade “popülerite ölçütü” açısından yaklaşmak. Çünkü sosyal medya iyi veya kötü dinlemiyor, “ne varsa veriyor”.
Bu görüşüm “reklamın iyisi kötüsü yoktur” yaklaşımını destekliyormuşum gibi bir izlenim yaratabilir. Doğrudur, ancak kötü reklamı yapanı da o kötü reklamı da sosyal medya yine unutmaz, unutturmaz. Biyerlerin cache’inde durur, arama sonuçlarında çıkar, birisi umulmadık bir anda hiç tahmin edemeyeceğiniz bir screenshot paylaşır vesaire… Kısacası sosyal medyanın sağı solu belli olmaz. Kötü reklamı yapılmak istenen bir şey, birisinin kötü reklamı olarak sosyal medyaya armağan olarak geri gelebilir…
Peki, diyelim ki sosyal medyada hoşunuza gitmeyen bir içerik mi çıktı? Eğer beğenmiyorsanız, öne çıkmasını, yayılmasını istemiyorsanız yapacağınız tek bir şey var: “Hide” etmek! O feed, yazı veya içerik ile ilgili tek yapmanız gereken şey onu gizlemek, saklamak… Yani hiçbir şekilde etkileşime geçmemek. Yapılacak her türlü “Like”, “Dislike”, negatif yorumlar veya gizlemekten başka herhangi bir seçenek sosyal medyada o içeriği sosyal medyada “değerli” / “anlamlı” yapar. Çünkü artık o içerik ile ilgili ekstra bir bilgi, bir etiket veya benzeri bir şey yaratılmış olur.
Sosyal medya farklı bir yer. Belki de henüz kimsenin tam olarak da çözemediği, dikkatli hareket etmenin gerektiği bir yer. Doğru kullanıldığında çok faydalı, ama bazen de “kaş yapayım derken göz çıkartılabilecek” bir yer…
İlgili bir yazı yok...